technicos
800 defa okundu.






Şantiyelerde İmalat Kalitesi ve İș Güvenliğinin İhale Süreci ile İlișkisi
Memet Kutlu

Bir şantiye mühendisi olarak şantiyelerde yaşadığım ve gözlemlediğim olaylar ve olgular

içerisinde yukarıdaki başlığı atmama neden olan olayları anlatmaya ve neden sonuç ilişkisi 

kurmaya çalışacağım. Başlık biraz makale sertliğinde olsa da içeriği sohbet tadında olacak.

Olaylar ihale öncesi süreçte şirketlerin teknik ofisinde başlıyor. İhaleye çıkan bir 

proje(burada çoğunlukla kamu ihaleleri için konuşuyorum) için ekip yaklaşık maliyeti ve 

birim fiyatları oluşturuyor. Sonrasında çıkan kârlı maliyet üzerinden bir kırım yaparak ihale 

fiyatını oluşturuyor. Kamu ihalelerinde bu kırımlar %30’un üzerine çıkıyor ve %25 olan 

bayındırlık kâr oranının altına yani maliyetin de altına düşülmüş oluyor. Kırımların bu kadar 

yüksek olmasının nedeni işi alabilmek adına artık “elzem” duruma gelmiş olması. Yani bu 

kadar kırım yapmazsanız işi alamazsınız. Konu bu kadar net.

Şimdi gelelim işin saha tarafına. Müteahhit firma ve burada çalışan biz teknik personel zaten 

maça bir sıfır geride başlıyor. Şöyle ki; müteahhit yaptığı kırımlardan dolayı daha 

mobilizasyon sürecinde kemerleri sıkıyor. Teknik personelin üzerine mali yönden (taşeron 

seçimi, malzeme alımları, giderler vs.) baskı kurmaya başlıyor. İş başından sonuna minimum 

gider düzeyinde götürülmeye çalışılıyor. Böyle olunca yapılan işçiliğin ve malzemenin 

kalitesinden söz etmek ne kadar yerinde olur bilemiyor insan. Kaba inşaatta iş tamamıyla 

vicdana bırakılırken ince işler tarafında kalitesiz işçilik ve kalitesiz malzeme bir araya geliyor 

ve ortaya çıkan iş vasatın üzerine çok da fazla çıkamıyor. İşin iş güvenliği boyutuna gelecek 

olursak müteahhidin gözünde fuzuli bir giderden başka bir şey olmamakla beraber teknik 

ekibinde içinde kalan bir ukde oluyor. İş kazalarında inşaat sektörünün üst sırlarda yer 

almasının sebeplerinden biri de bu olsa gerek.

Yakın bir örnek olarak, 1 Kasım seçimlerinden önce bir bakan ve bir büyükşehir belediye 

başkanının katılımı ile bir projenin temel atma töreni yapıldı. Açılış konuşmaları sırasında 

belediye başkanı çıkıp “30 milyon yaklaşık maliyeti olan işi 20 milyona ihale ettik” dedi. 

Bunu da söylerken pek bir guruluydu. İçimden kürsüye çıkıp saydırmak geldi de zor tuttum 

kendimi. “Be adam sen hiç mi düşünmedin bunu alan firma maliyetin 3te 2sine bu işi nasıl 

yapacak, nereden çalacak, nereden kısacak” demek geliyor insanın içinden ama aslında 

düşündün ve biliyorsun. Biz de biliyoruz. Ama sen göz yumuyorsun, o da yapıyor. Can 

güvenliğini hem yapım aşamasında hem de daha sonrasındaki kullanım aşamasında göz ardı 

ediyorsun. Bir iş kazası olduğunda sözleşmeyi gösterip aradan çekiliyorsun ama suça 

ortaksın. Depremde bina hasar aldığında veya yıkıldığında kendinde hiç suç aramıyorsun.

Şimdi hırsızın hiç mi suçu yok diye içinizden geçiriyor olabilirsiniz. Müteahhit suçlu ama bu 

düzeni bu şekle sokan ve böyle devam ettiren idarelerin de, sesini çıkarmayan odaların ve 

STK’ların da sorgulanması gerekir. Suçu işleyen kadar buna göz yumanlar da suçlu. 

Patronları savunuyor gibi düşünebilirsiniz ama işin özeti bir kısır döngü içerisinde savrulan 

patronlar ve kurumların bulunduğu, bir bataklığa dönen inşaat sektöründe kendi 

doğrularıyla çelişmek zorunda olduğum bir ortamda tarihe küçük bir not düşmek istedim. 

Umarım seneler sonra dönüp baktığımda bu yazımda bahsettiğim düzeni çoktan unutmuş 

olurum.


Bu habere ilk siz oylamak İstermisiniz?
Etiketler
Yorumlar
En Çok Okunan Haberler

En Çok Puan Alan Haberler