technicos
1595 defa okundu.






Seçimlerimiz Baharı Getirir Mi?
Hasan Akkar

Konuların özünü tartışmamak, önümüze servis edileni tüm yönleriyle sorgulamamak, sadece görsel hafızayla okuma yapıp tarihsel ve güncel yazılı dokümanlardan beslenmemek, konforumuzu bozup akıl sınırlarımızı zorlayan konulardan basite kaçarak uzak durmak… Normalize edilmiş ve kanıksama ruhuyla bezenmiş varlıkların ruh halidir tasvir ettiğim. Bu şekliyle idealize edilmiş yaşamlar; hayatın her alanında görünenin arkasını sorgulayanları ve standardizasyonu kabul etmeyenleri daha fazla köşeye sıkıştırıp yaşam alanlarını daraltarak nefes alamaz hale getiriyor. Sıradanmış gibi görünen ve fakat bundan önceki onlarcasından büyük farklarla ayrılan bir genel seçime giderken, bileklerimize gelen bir sığlıkta yıllardır boğulanlar olarak; tespitlerimizi doğru yapmak ve tercihlerimizi bu doğrultuda belirlemek zorundayız.

Neoliberalizm; her ülkenin öznel koşullarına göre form değiştirip kimi zaman yerel-milli orduyu kullanarak, kimi zaman halkın oylarıyla iktidar olan siyasal partileri yönlendirerek veya bunların hiçbirisine girmeden direkt olarak ülkeyi işgal edip yönetime el koyarak kendi varlığını ihraç edip gücüne güç katarak sömürü kanallarını her daim açık tutmayı başarmıştır. Türkiye’nin macerası Askeri (Militer) Neoliberalizm ile 12 Eylül darbesiyle başlamıştır. 90’lı yıllarımız “Güçlü Ordu Güçlü Türkiye” sloganı eşliğinde güvenlik politikalarının tüm anayasal hak ve demokratik kuralların üstünde göründüğü bir mecrada ilerlemiştir. Devletin bekası ve terörle mücadele gerekçeleriyle düşünme ve sorgulama ortamı ortadan kaldırılarak halkın kendi sorunlarını tartışma ve çözüm üretme pratiği zehirlenmiştir. Üst üste gelen ekonomik krizler ve krizlerden çıkış yolu olarak Neoliberal politikalara sarılan siyasetçiler eliyle halkın ekmek kavgasından başka bir çıkarının olmayacağı ve bunu korumak için her türlü siyasal istikrara ideolojik perspektif dışında yaklaşarak prim vereceği ortamlar hazırlanmıştır. 2002 seçimlerine kadar örülen süreç, toplumun geniş kesimlerini rıza göstermeye hazır hale getirmiş ve Neoliberal politikaların Kemal Derviş kurallarıyla çeki düzen verilen ikliminin devamını sağlamıştır.

2002 sonrası ekonomi bürokrasisini elinde tutmaya devam eden teknokrat özlü burjuvazi, inşaat sektörüne hız verilmesiyle canlanan piyasayı sermayesini katlayarak büyütmekte kullanmış ve oluşan görece iyi atmosfere dayanıp halkın banka kredileriyle mülk edinme talebini karşılayarak mahkûmiyet denklemini çıkarları doğrultusunda kullanmakta mahir olmuştur. Neoliberal politikaları ihraç eden egemenlerin siyasal iktidarla kurduğu ve adına “Kazan-Kazan” denilen münasebet; hâkim siyasi aktörlerin “Askeri Vesayeti Geriletme” ve “Kürt Sorununu Çözme” paravanıyla politik sahada destek ve işlerlik kazanmıştır.

Görünen ve görünmeyen boyutlarıyla bu süreç devam ederken; eşitsiz yaşam koşullarına, hukuk sisteminin adalet dağıtmaktan uzaklaşıp siyasal hegemonyanın emrine girmesine, yapılaşma çılgınlığı ile doğal yaşam alanlarının talan edilmesine, benden-ondan bakışıyla birçok toplumsal kesimin ötekileştirilmesine karşı çıkan on binlerce yurttaş isyanını sokakta dillendirmeye başlayınca kuzu postuna bürünmüş kurt ortaya çıkarak gerçek yüzünü en sert şekliyle ortaya koymuştur. Askeri vesayet ve onunla kol kola giren siyasilerin egemen olduğu dönemlerden farksız olarak politize edilmiş polis gücüyle güçlenmiş siyasal aktörler, bir kez daha halkın kaderinin kendi elinde olmadığını tüm çıplaklığıyla sergilemiştir.

Bir “Anonim Şirkette” başka bir seçenek olamayacağı, çalışan pozisyonundaki insanların kendilerine bahşedilenle yetinip ekmeklerini kaybetmemek için biat çözümüne sığınacağı tartışma götürmez bir gerçek. Sorun şu ki; Henüz bir Anonim Şirket değiliz ve çalışanların bir üst yöneticisine, amirine, şefine, müdürüne, patronuna boyun eğme zorunluluğu yok. Yazılı ve görsel basında bangır bangır gözümüze sokulan “Yeni Türkiye” algısı içerisinde, yukarıda aktarılan düzenin geçmişten geleceğe geliştirilerek örüldüğünü gören insanların buna müsaade etmemek ve mücadele saflarını sıklaştırmak için ortak bir çaba göstermesi elzemdir.

En temel haliyle çerçevesini çizdiğim bu gidişatı yavaşlatabilecek somut hareket tarzı neyi gerektiriyorsa onu yapmanın pratik bir sonuç ortaya koyabileceğini düşünüyorum. Peki, bu pratik sonuç gerçekleşirse her şey sona mı ermiş olacak? Elbette Hayır.. Şimdiden büyük anlamlar yüklemek doğru olmayacaktır. HDP ’nin “Yeni Yaşam Çağrısı” içerisinde kendini bulan onlarca sivil inisiyatif ve hareketin sadece seçim öncesinde örgütlenen hiyerarşik ve dikey yapılardan farklı olarak ve Gezi sürecinden edindiği tecrübeyle dinamik bir seçim propagandası örgütlediğini söyleyebiliriz.

Partici olmayan, sistem partilerinden beslenmeyen ve onların içerisindeki hiyerarşik yapıya eklemlenmeyen, sözlerine kıymet verecek bir partiyi meclise taşımayı anlamlı bulan ama bunun her şey demek olmadığının bilincinde, her koşulda ezilenlerin yanında yer almayı kendi yolu olarak seçmiş bizlerden sizlerden bahsediyorum.

Adaleti tesis etmek ve özgür yurttaşlığın önünü açmak, kentlerimizin ve doğal yaşam alanlarımızın talanına dur demek, temsili değil katılımcı demokratik sistemi kurmak, halkların barış içinde ve kardeşçe yaşayacağı düzeni inşa etmek, kadın ve çocuk haklarını güvenceye kavuşturmak, parasız ve eşit eğitim hakkını getirmek, işçilerin güvenli ortamlarda ve emeğinin karşılığını alarak çalışabilmelerini sağlamak için sesimizi yükseltip önümüzdeki genel seçimlerde bir oyla her şeyin değişebileceğini hesap ederek tarihsel sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz.

Biz istersek eğer ve değişmesini arzu edersek hiçbir gücün önümüzde duramayacağı açıktır. Bu düşüncelerle baharı şimdiden müjdeleyip rehavete kapılmak doğru olmasa da, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Bahar Geliyor” şiirini kendimize atfetmekte bir sakınca görmüyorum.

 

Damlardaki kar, saçaklardaki buz,

Kanı kaynayan suya dar geliyor.

Haberin var mı? Oluklardan

Akan su sesinde bahar geliyor.

Duy güneyden estiğini rüzgârın;

Göreceksin neler olacak yarın.

Yuvada çırpınan yavru kuşların

Uçmak hevesinde bahar geliyor.


4 kişi puan verdi
Yorumlar
Salim YANMIŞ / 20 Nisan 2015 12:24
bizzat görüntülerini izledim, cuma günü kasetleri kamuoyuna göstereceğim. bu seçimde bir bahar havası var görüntülerde Hasan kardeşim. halkın büyük bölümünün içinde yalandan, adaletsizlikten, ikiyüzlülükten, muktedirlerin menfaatleri yüzünden hiçe sayılmaktan bıkmış bir kara kış havası yaşandığı görünüyor. Sakın dağlar gibi yüceyim deme Zaman gelir etrafın kar olur Kış gelir yaz gelmez diye gam yeme Her kışın sonunda bir bahar olur .... Aşık Yaşar Reyhani
En Çok Okunan Haberler

En Çok Puan Alan Haberler